Ana içeriğe atla

YIMIRTAYNAN DAVIK

Çocukluğumuzdan beri anlatılan bir hikaye vardır. Hepimiz bir ders çıkarır, bu hikayeden de ömür boyu faydalanırız. Hikayedeki tavuk altın yumurtlamaktadır. Tavuğun sahibiyse hergün bir altın yumurta almaktansa, bütün altınlara sahip olacağını sanıp tavuğu keser. Sonuç malum. Altnlara veda eder ve tavuğun derisiyle gerisi kalır adamın elinde. Son zamanlarda tavukçu vitrinine baktıkça bu hikaye geliyor aklıma. Tavukların herbiri altın işiyle uğraşan kuyumcu gibi geliyor gözüme. Belki yumurtalarının rengi aynı değil ama, değeri ona yaklaşıyor. Bazısı beyaz, bazısı kahverengi. Olsun, rengi de önemli değil. Tanesi 1 TL. Bir tavuk günde bir tane yumurta verse, ayda sahibine 30TL kazandırıyor. Halbuki vitrinde sere serpe yatan tavuk günümüzde 20-25TL. Ama vitrine bakınca benim gördüğüm, yumurtladığı altının canına mal olduğu, muhtemelen yumurtladığına pişman olmuş meftalar görüyorum. O yumurtaları yerken de içim sızlar oldu artık. Fiyatından dolayı değil. Altının tamamına ulaşmak uğruna öldürülüyor gibi geldiği için. Ürettiğinin değeri kendi değerini geçen kaç kişi olabilir ki... Hakan Algan Resmi Web Sitesi

Yorumlar

  1. Eline sağlık abi, bence bir canlıya maddi bir değer biçilmesi ve ticaretinin yapılması bile saçma..

    YanıtlaSil
  2. Çok doğru abim. Geldiğimiz duruma üzülerek ne yazık ki katılıyorum sana

    YanıtlaSil
  3. Yahu Hakancığım, 3 yaşımda okuma yazma öğrendim. 5 yaşımda şiir yazarak yazı üretmeye başladım. 30 yaşımdayım. Hala senin gibi şöyle kıssadan derdimi yazıp sonuca bağlayamıyorum. İlla ki yazacağım da yazacağım. Kadınlık var ya serde. Konuştukça konuşacağız ille de :) Mesleki deformasyonum var desem o da olamaz. Haber yazarken mecbur kısa cümlelerle derli toplu derdimi anlatmam gerek. Yıllardır da yapıyorum işimi. Aman nazar etmeyeyim haberlerim de mis gibi oluyor. Ama senden öğreneceğim ben bu kıssadan hisse tadında yazabilme maharetinin inceliklerini :) Emeğine, yüreğine sağlık canım arkadaşım... ( Bak gene döktürdüm. Yok yok ben illa uzatacağım. Mizacım bu demek ki:))))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

OMURGA ÖNEMLİ

Hiç düşündünüz mü, yeryüzünde kaç canlı var? Milyon? Milyar? Trilyon? Katrilyon? Çeşit, çeşit. Bazısı tek hücreli, bazısı kafadan bacaklı, bazısı ise etçil, otçul diye uzayıp gidiyor. Çoğu da birbirini biliyor. Denizin bilmem kaç metre altında yaşayan bir balık; karşısına çıktığında kendisini kabartarak atarlanan diğer deniz canlısına bulaşmaması gerektiğini biliyor. Neticede atarlı abimizin bir duruşu var ve bu duruş kendisine bir saygınlık sağlamış denizler aleminde. Karada ise gerek avını ürkütmek için, gerekse de kendisini saldırıya karşı savunabilmek için omurgasını kullanarak şeklini değiştirenler çıkıyor karşımıza. Omurgasını kullanarak hem kendisini koruyabilir, hem avını görüntüsüyle ürküterek daha kolay avlayabilir, en önemlisi de karşısındakini korkutarak da olsa saygısını kazanır bu duruşuyla. Biz insanlar da omurgalılardanız. Bir kısmımız her ne kadar içgüdüsel kullanarak, sadece kavgalarda horozlanmak (!) için kullansak da, omurgalıyız işte. Halbuki omurgamızı fikirler...

ENERJİ VAMPİRLERİ

  ... Adı ürkütücü değil mi? Aslında vampirler kadar olmasa da bunlar da korunmazsak az zarar vermez bize. Canlı ya da cansız her şeyin arasında bir enerji alış verişi olduğu zaten ıspatlanmış. İnsanlar arasında da bu alış veriş vardır. Siz de fark etmişsinizdir. Bazılarının yanında kendimizi çok mutlu hissederiz ve hemen "Ne kadar pozitif birisi" derız. Hatta fırsatını buldukça O'nu görmek isteriz. Bunun tam tersi, aynı ortamda bulunduğumuzda, neredeyse yaşama sevincimizin bile tükendiğini hissettiğimiz insanlar vardır. Onların enerji kaynağı diğer insanlardır. Gerek konuşmalarıyla, gerek tavırlarıyla sizdeki enerjiyi tüketir, kendileriyse sanki depoyu fullemiş gibi kalkar masadan. Artık tükenmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Bunlar en yakınlarınız bile olabilir. Çoğu farkında bile olmadan yapar bunu. Çünkü kendisini bu şekilde iyi hisseder. Bu insanlar kanınızı emip öldürmez ama, enerjinizi emip, tüketir. Tercih meselesi ama bana sorarsanız; "sana doyum olmaz, ben ...

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...