...
Yine aylardan ekim.
Sonbahar yaprağı gibiydin.
Süzüldün gittin.
Kimine göremelektin,
Kimine göreyse göçmen kuşlar gibiydin.
Bana göre artık ekimdin.
Senede bir defa da olsa,
Biliyordum gelecektin.
Biz göremesek de, sen gelecektin.
Herkes için sonbaharda çöken hüzün,
Ümitti benim için güzün.
Biliyorum avuntuydu bu.
Unuturdum belki
Gözümün önünden gitseydi yüzün.
Her ekim bekledim belki görünür diye bugün.
Ekim kızı, bu ekim de görünmedin...
Hakan Algan
Hiç düşündünüz mü, yeryüzünde kaç canlı var? Milyon? Milyar? Trilyon? Katrilyon? Çeşit, çeşit. Bazısı tek hücreli, bazısı kafadan bacaklı, bazısı ise etçil, otçul diye uzayıp gidiyor. Çoğu da birbirini biliyor. Denizin bilmem kaç metre altında yaşayan bir balık; karşısına çıktığında kendisini kabartarak atarlanan diğer deniz canlısına bulaşmaması gerektiğini biliyor. Neticede atarlı abimizin bir duruşu var ve bu duruş kendisine bir saygınlık sağlamış denizler aleminde. Karada ise gerek avını ürkütmek için, gerekse de kendisini saldırıya karşı savunabilmek için omurgasını kullanarak şeklini değiştirenler çıkıyor karşımıza. Omurgasını kullanarak hem kendisini koruyabilir, hem avını görüntüsüyle ürküterek daha kolay avlayabilir, en önemlisi de karşısındakini korkutarak da olsa saygısını kazanır bu duruşuyla. Biz insanlar da omurgalılardanız. Bir kısmımız her ne kadar içgüdüsel kullanarak, sadece kavgalarda horozlanmak (!) için kullansak da, omurgalıyız işte. Halbuki omurgamızı fikirler...

👍
YanıtlaSil