Ana içeriğe atla

SEN YAPABİLECEĞİNİ YAP, DEVAMI KENDİ GELİR



Sonuçta hangi rahatsızlığa sahip olursanız olun, moral çok önemli. Motivasyonunuzu da hiçbir zaman kaybetmeyin. Beni bu şekilde yaşamaktan hiçbir şey alıkoyamaz. Çünkü ben böyle mutluyum. Bizim iletişim sorunumuz insanlar arasında değil, beynimizle organlarımız arasında. İnsanlardan kaçmayın, toplumun bir ferdi olarak hayata sıkı sıkıya tutunun ve buradaki konumunuzu belirleyin. Hani şu sosyalleşmek muhabbeti.
Daha önce de dediğim gibi her kesin derdi başından aşkınken, kimse size gel şunu yap, gel şu guruba katıl, hadi resim yap, bir koroya dahil ol demez. Dünyanın en büyük derdi olan parayı icat eden Lidyalılara kaçımız küfretmemişizdir ki? Bulacak başka bir şey yok muydu diye. O paraya sahip olabilecek uğraşılar edinip ailelerimize destek olalım. Az ve ya çok. Miktarı önemli değil ama mesajı önemli.
“ Ben de bu toplumun üretken bir ferdiyim.”
Engelleri bizler oluşturmayalım. Bırakalım bu hayatı yaşarken konumumuz kendiliğinden ortaya çıksın. Aciz, yardıma ihtiyacı olan birer fert olarak değil; saygı duyulan, üreten birer fert olarak görsün insanlar. Sizleri motive edecekse; dünyada yaşanmış yüzbinlerce örnek ve bunlarla ilgili çekilmiş filmler var. Oturun onları seyredin. Adam sadece gözkapaklarını oynatabildiği halde kitap yazıyor. Ya da bacakları olmayanlar dans yarışmalarına katılıp derece alıyor. Hatırlayın; iki bacağı da olmayan atlet sapasağlam sporcularla yarışıyor. Bunlar sadece aldıkları ilaçlarla olmuyor. Hayatla mücadele ederek yapıyorlar. Hiçbir şey için geç değil. Her yeni doğan gün, yaşantımızda bir başlangıçtır.

Şu anda bir maç yapıyorsunuz. Bir gol rahatsızlığınız size atıyor, bir gol de siz ona atıyorsunuz. Gelin yapacaklarınızla, hayata bakış açınızla şu maçın sonucunu siz belirleyin.

Hakan ALGAN

www.hakanalgan.com.tr

facebook.com/alganhakan

Twitter : @alganhakann

Instagram: @alganhakann

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...

MESLEK

Çocuklara büyüyünce ne olmak istediklerini sorduğumuzda ilk sıralardaki meslekler doktor, öğretmen, mühendis, polis, mimar, asker gibi mesleklerdir genelde. Bu mesleklere yönelmelerinin sebebi de çoğunlukla ebeveynleridir. Bazısı ısrarcı oldukları mesleğin daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanır, bazısı da olmak isteyip de olamadıkları mesleği çocuklarının yapmasını istediklerinden ısrar ederler. Bu ısrarın dozunu bazen o kadar kaçırırlar ki, çocuk dünyanın en önemli mesleğini, ebeveynlerinin kendisini yönlendirdiği bu meslek olarak görür. Hatta çocukluğundan beri hedeflediği bu mesleğe ulaştıktan sonra bile bu düşüncesini devam ettirip, diğer meslek sahiplerini hor görebilecek hale gelir. Herkes için kendi işi çok önemlidir ama sadece bu kadar. Çünkü bu dünyada hep beraber, ortak bir yaşam sürdüğümüzü unutmamalı, gözümüzün dönüp kendimizi diğerlerinden üstün görmemize neden olmasına izin vermemeliyiz. Yani meslek grubuyla değil, tamamen karakterle ilgili bir durum. Çocukluğundan...

ÇÜRÜK BASAMAK

Düşünsenize, şu anda harika manzarası olan, ahşap, dublex bir evin verandasındasınız. Kahvenizi yudumlarken seyrettiğiniz manzara artık yeterli gelmemeye başlıyor ve üst kattan manzaranın daha güzel olduğunu ve oraya çıkmanız gerektiğini düşünüp, merdivenlere yöneliyorsunuz. Elinize aldığınız kahve fincanınızla ahşap merdivenleri çıkmaya başlıyorsunuz. Tam merdivenin ortalarına geldiğinizde, ahşapı artık çürümüş olan basamağa adımınızı attığınızda basamak kırılıyor. Kahvenizin döküldüğü yetmiyormuş gibi, ayağınız da inciniyor. Biraz toparlandıktan sonra basamakları çıkmaya devam ediyorsunuz. Hedefiniz üst kata çıkmak. Sonra basamakları çıkarken daha dikkatli olduğunuzu fark ediyorsunuz. Adımlarınızı daha temkinli atıyorsunuz. Çünkü ilk kazada hem ayağınızı incittiniz hem de kahvenizi kaybettiniz. Aynı sorunları tekrar yaşamak istemiyor, yine de yolunuzdan dönmeyip, üst kata ulaşıp, daha güzel gözüken manzarayı seyrediyorsunuz. Aynı hayatımızda, basamakları çıkarken karşımıza gelen ç...