Ana içeriğe atla

YAPMA BE ANACIĞIM

Nasıl bir yürek koymuş yaratan bu kuluna çözemedim. Yok arkadaş, kalp nakli yapıyorsun değişmiyor, damarı değiştiriyorsun, ana yüreği aynı kalıyor. Sana bakışları kaç yaşına gelirsen gel, ilk kucağına aldığında baktığı gibi. Kaç yalına gelirsen gel, ibtiyacın varsa dibinden ayŕılmkıyor. Hostes bile uçak kalkmadan önce anons ediyor; "maskeyi önce kendinize, sonra bebeğinize takın" diye. Hostes de biliyor, bu hatırlatmayı yapmazsa "ANA REFLEKSİ" kendinden önce çocuğa takmaya çalışıp, kendisine de çocuğa da kötülük yapacak. Önce çocuğum düşüncesi ile fedakarlığa devam edecek ama bazen olmuyor işte. Hele bir de kendileri acıkınca çocuğu da acıkmak zorundaymış ve ya kendileri üşüdüğünde çocukları da üşümek zorundaymış gibi anlamsız yedirme ve giydirme çalışmaları var. Zaman zaman o kadar abartırlar ki, iyiliklerini düşünürken, farkında olmadan zarar bile verebilir ana yüreği. Yaradılış işte.Çok da fazla yapılabilecek bir şey yok bu konuda. Sadece biraz dikkatli olmak gerekiyor. Neticede bu ana. Bazıları da vardır ki, iyilik meleği olmaya namzet görür kendisini. Haydi o anaydı anladık. Sana ne oluyor birader. Anlayış; "ben kendimden önce karşımdakini düşünürüm" şeklindedir. Sen ana, karşındaki de evladın mı? Yanlış arkadaşım. Çevrene faydan olsun istiyorsan, karşındaki kim olursa olsun, dozunu abartmadan önce kendini düşünmeli ve korumalısın ki, yardımcı olabilmek için gerek maddi, gerek fiziki güce sahip olabilesiniz. Yoksa senin için aynen şöyle denecek; "özünde iyi insan da, yardımcı olmak isterken zarar veriyor işte. Adam şanssız." Hakan Algan Resmi Web Sitesi

Yorumlar

  1. Ne güzel anlattın Annelerimizi..Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  2. Ya belki adamın içinde hep bir ukde kalmış ana olmak 🙃 belki adam önceki hayatında anaydı 😂😂 Hakancığım çok güzel olmuş yazı yüreğine sağlık 👍

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

OMURGA ÖNEMLİ

Hiç düşündünüz mü, yeryüzünde kaç canlı var? Milyon? Milyar? Trilyon? Katrilyon? Çeşit, çeşit. Bazısı tek hücreli, bazısı kafadan bacaklı, bazısı ise etçil, otçul diye uzayıp gidiyor. Çoğu da birbirini biliyor. Denizin bilmem kaç metre altında yaşayan bir balık; karşısına çıktığında kendisini kabartarak atarlanan diğer deniz canlısına bulaşmaması gerektiğini biliyor. Neticede atarlı abimizin bir duruşu var ve bu duruş kendisine bir saygınlık sağlamış denizler aleminde. Karada ise gerek avını ürkütmek için, gerekse de kendisini saldırıya karşı savunabilmek için omurgasını kullanarak şeklini değiştirenler çıkıyor karşımıza. Omurgasını kullanarak hem kendisini koruyabilir, hem avını görüntüsüyle ürküterek daha kolay avlayabilir, en önemlisi de karşısındakini korkutarak da olsa saygısını kazanır bu duruşuyla. Biz insanlar da omurgalılardanız. Bir kısmımız her ne kadar içgüdüsel kullanarak, sadece kavgalarda horozlanmak (!) için kullansak da, omurgalıyız işte. Halbuki omurgamızı fikirler...

ENERJİ VAMPİRLERİ

  ... Adı ürkütücü değil mi? Aslında vampirler kadar olmasa da bunlar da korunmazsak az zarar vermez bize. Canlı ya da cansız her şeyin arasında bir enerji alış verişi olduğu zaten ıspatlanmış. İnsanlar arasında da bu alış veriş vardır. Siz de fark etmişsinizdir. Bazılarının yanında kendimizi çok mutlu hissederiz ve hemen "Ne kadar pozitif birisi" derız. Hatta fırsatını buldukça O'nu görmek isteriz. Bunun tam tersi, aynı ortamda bulunduğumuzda, neredeyse yaşama sevincimizin bile tükendiğini hissettiğimiz insanlar vardır. Onların enerji kaynağı diğer insanlardır. Gerek konuşmalarıyla, gerek tavırlarıyla sizdeki enerjiyi tüketir, kendileriyse sanki depoyu fullemiş gibi kalkar masadan. Artık tükenmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Bunlar en yakınlarınız bile olabilir. Çoğu farkında bile olmadan yapar bunu. Çünkü kendisini bu şekilde iyi hisseder. Bu insanlar kanınızı emip öldürmez ama, enerjinizi emip, tüketir. Tercih meselesi ama bana sorarsanız; "sana doyum olmaz, ben ...

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...