Ana içeriğe atla

ÇAĞRI MERKEZİ

 




...

Olur olmadık zamanlarda arayan şu çağrı merkezlerine değinelim mi biraz? 

Telefon çalar, açarsınız ve karşınızdaki nefes almadan konuşur. Sizin nerede, ne yaptığınız onun için önemli değildir, çünkü müsait olup olmadığınızı bile sormamıştır. Telefon adabını bilen ve konuşmanın başında "müsait misiniz?" diye sorarak başlayanları tenzih ediyorum.

Anlıyorum, işleri bu ve ekmek parası için uğraşıyorlar ama her şeyin de bir adabı var. Bu her şeye telefonla konuşmak da dahil.

Geçenlerde aynı numara tarafından üst üste arandım. Cevap verdiğimde ise nefes almadan tanıtım yapmaya başladılar. Sözünü kesmeme de fırsat vermeyince, üst üste bir kaç sefer ", "tuvaletteyim" dedim ve terbiyesiz deyip yüzüme telefonu kapattı. Telefonla konuşma adabını bilmeyen sen, terbiyesiz olan ben...


Hakan Algan

Yorumlar

  1. İnsanın ömründen çalıyorlar. Ve daha düne kadar bilgilerimiz bir yerden paylaşılıp, hep bir şeyler pazarlamak adına bırak adabı muaşeret kurallarını en müstehcen soruları bile sorma cesareti buluyorlar. Hala bunları susturan bir güç yok maalesef...

    YanıtlaSil
  2. Benim anlamadığım, onlarcasını engellediğim halde yine arayabiliyor olmaları.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

10 KASIM

  ... KONUŞULMUYOR Konuşulmuyor Denize döktüğün düşmañ Kovaladığın kargalar kadar. Sünnet diyorlar entariye, Deve yerine cipĺe gezenler. Düşünmek bile istemiyor Kurduğun kurumlardakı makamda oturanlar, En çok da kul hakkından bahseden bunlar. Dinini öğrensin diye tercüme ettirdiğin Kuran, En kıymetli kitap, dolabimızda duran. Okuyan yok ama, herkes alim evinde bulunduran Nohutun tadı kalmadı sensiz kaldıķtan sonra, Zaten rakıyı da keyiften değil, kahırdan içer olduk.  Mezeler ithal olunca. Olsun be Atam, Bu ülkeye yeter İzinde koşan bir avuç insan kalsa eğer. Hakan Algan 

ÇÜRÜK BASAMAK

Düşünsenize, şu anda harika manzarası olan, ahşap, dublex bir evin verandasındasınız. Kahvenizi yudumlarken seyrettiğiniz manzara artık yeterli gelmemeye başlıyor ve üst kattan manzaranın daha güzel olduğunu ve oraya çıkmanız gerektiğini düşünüp, merdivenlere yöneliyorsunuz. Elinize aldığınız kahve fincanınızla ahşap merdivenleri çıkmaya başlıyorsunuz. Tam merdivenin ortalarına geldiğinizde, ahşapı artık çürümüş olan basamağa adımınızı attığınızda basamak kırılıyor. Kahvenizin döküldüğü yetmiyormuş gibi, ayağınız da inciniyor. Biraz toparlandıktan sonra basamakları çıkmaya devam ediyorsunuz. Hedefiniz üst kata çıkmak. Sonra basamakları çıkarken daha dikkatli olduğunuzu fark ediyorsunuz. Adımlarınızı daha temkinli atıyorsunuz. Çünkü ilk kazada hem ayağınızı incittiniz hem de kahvenizi kaybettiniz. Aynı sorunları tekrar yaşamak istemiyor, yine de yolunuzdan dönmeyip, üst kata ulaşıp, daha güzel gözüken manzarayı seyrediyorsunuz. Aynı hayatımızda, basamakları çıkarken karşımıza gelen ç...

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...