Ana içeriğe atla

İKİNCİ KİTABIMIN TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ



Aslında belki de farkında olmadan yaptığımız büyük bir hata var. O da arkadaşlık ve dostluk kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Birisiyle samimiyetimiz biraz ilerledi mi, kolaylıkla onu dost kategorisine koyuveriyoruz hemen. Halbuki; dostluklar zaman ister, zorluklar karşısında yaşam ister, çıkar çatışmalarında fedakarlık ister.. O kadar kolay değildir birileri ile dost olmak. İşte mutluluklarımızı belirleyenlerdir dostlar.
İlk kitabımı yazdığımda en büyük destekçilerimden birisi ise TAI personeli gurubu idi. Okurlarımın Facebook sayfamızda paylaştığı, kitapla çekilmiş olan resimlerin ilki; TAI TEDARİK KIZLARINDAN Çağla Kuter Göçer`den geldi. Arkasından tüm okurlarım kitapla çekilmiş resimlerini, yorumlarını da ekleyerek bu sayfada paylaşmaya başladı. Bu da çok ilginç bir tanıtım oldu. Ayrıca çok yaratıcı resim ve yorumlar gelmeye başladı. Dolayısıyla da belki de kitap okumayı daha eğlenceli hale getirdi.
Peşinden Atilla beyin başkanlığını yaptığı TYGD`nin, Enhar  Ulusoy hanımın organizasyonu ile TAI`de düzenlediği imza ve söyleşi gününde ise, oradan ayrılmak bile gelmedi içimden. O kadar sıcak bir ortamdı ki; sanki yıllardır ben de orada, onlarla birlikte çalışıyormuşum gibi hissettim. Kusursuz bir organizasyona imza attılar. Bu sıcak ortama ulaştıran adaşım Hakan ARAL ve beni karşılayanların içerisinde bulunan Fazlı ÇETİN bey`in bana yaklaşımlarından belliydi zaten günün güzel geçeceği.
Hele kitabımla fotoğraf çektirmek için ofise futbol topu bulup, getiren Fulya Karakullukçu. Bu kitabı gördüğünde, umarım sözünde durup kale önünde resim çektirirsin. Bak ben sözümde durdum ve ikinci kitabı yazdım.
Ablamın evine kadar geldiği halde, söz verdiğim saatte gelemeyip geciktiğim ve ailenin akşam yemeğini geç yemesine sebep olduğum için özür dilerim Belma KARAÇAM. Ama benim suçum değildi. Levent yüzünden oldu. İlk fırsatta Levent`in size gelip, akşam yemeği yapması gerekiyor. (Laf aramızda, Balık işini iyi beceriyor)
Benim için unutulmaz anlardan birisiydi; hediye ettiğiniz Fenerbahçe askılı kimlik kartlığı ve şu anda evimin en güzel yerlerinden birinde duruyor Cihan ve Selin Mendi çifti.
D&R ları takip edip, oradan kitabımı ilk alan Meltem hanım; acele etmene gerek yoktu, yürüyerek de gelsen zaten seninle tanışmak için beklerdim.
Denizli`den kitabıma ulaşmak için o kadar çaba sarf eden Murat bey, babanızın bu kitabı okumuş olmasını ben de çok isterdim.
Gülmeye devam etmek için kitabı tersten de okumaya çalışarak, benim de gülmeme sebep olan E. Handan USANMAZ; umarım bu kitap da az da olsa yüzünüz de bir gülücüğe sebep olur.
Gerçekten lezzetli bir günün lezzetli bir öğlen yemeği idi Selmin hanım.
Filiz hanım; sanırım dost kitap evlerinden kitaba ulaşanlar da en az benim kadar size teşekkür borçludur.
Siftah sizden, bereket Allah`tan Nilgün hanım.
Derya Üstün, Emel Çengel, Aylin Sürüm, Semra Ülger ve Nigar Cinaş; kitabımla Adriana Lima resim çektirse bu kadar güzel olmazdı sanırım. (Adriana`nın benimle resim çektirmesini tercih ederim, o da ayrı tabi..)
 Ayşen Buharalı ve beşi bir yerde ekibi; beşi bir yerde sadece düğünlerde olur sanırdım meğer ofis ortamında da oluyormuş. Üstelik çok daha değerlisiymiş bu…( Ayşen hanım, bu arada kuracağım şirkete pazarlama ve satış müdürü olmak için hazırlıklarınıza başlamışsınızdır umarım.)
Şenil hanım Hollanda`ya tanıtım ofisi açsam bu kadar etkili olmazdı sanırım.
Yüz yüze tanışmadan önce televizyon programına bağlanarak tanıştığımız Mehtap Metin, sorduğunuz ikinci kitabı okuduğunuzda beğenirsiniz umarım.
Hepinize bana yaşattığınız bu haz için çok teşekkür ederim. Herkese nasip olmayacak bir duyguydu.
Bütün bu insanlar, ablamın dostlarıydı. Beni tanımamalarına rağmen, benim için çırpındılar ve kitabımın tanınması konusunda lokomotif oldular. Neden? Yıllara dayanan bir sürenin verdiği; samimiyet, iş arkadaşlığı, özel hayatlarındaki arkadaşlıkları sonucunda oluşan dostluklardan dolayı.
Hele MSdaşlarım; umarım hiç birinizi kırmamışımdır. Bana gelen tepkiler olumluydu ve bu tepkileriniz belki de ikinci kitabı yazmama sebep oldu.
Öyle gizemli gizemli resim çektirip adını vermek istemeyen bir okur diye başlayan yorumu yapan kişi; ben seni tanıyorum. Bildiğin bizim Edasın sen.
Almanya ile aramızda diplomatik kriz çıkmadan kitabın oralara kadar gitmesini sağlayan Esra Gökbay Güner; Türkiye seninle gurur duyuyor.
Aslı; nasıl olsa meyhaneye girerken de çıkarken de sallanıyoruz. Takılma böyle şeylere.
Ardahandan bile kitabıma ulaşmaya çalışan Ayşe hanım; bu kitaba çok daha çabuk ulaşacaksınız.
Meslektaşlarıma da ilk kitabı ulaştırmama yardımcı olan Ümit Portakal, Akın Mızraklı,
Yurdanur Çağlayan; kitabımı Seda AKGÜL`ün programında tanıtılması için sabah sabah stüdyoya kadar götürüp, bana yaptığınız sürpriz benim için unutulmaz anlardandı.
Hamdi ve Ikra; olmaz denenleri olur yapan çift; ömür boyu mutluluklar dilerim size.
Sayın Nazan Şara Şatana; o güzel röportaj ve desteğiniz nasıl göz ardı edilebilir ki?
İlk kitabımın ve MS hastalığının tanıtımında programına davet ederek destek olan sayın Arzu Özer Yıldız, bana göre kanalın en güzel televizyoncularındansınız.
Müge Gırgıç Palalar kanalda sizin gibi bir çiçek varken, portakal çiçeğine ne gerek var?
Şebnem Yiğit hanımefendi; sağlık konulu bir program ancak bu kadar eğlenceli olabilirdi.
Sayın Seda AKGÜL; kitabım güzelliğinizin yanında biraz gölgede kaldı ama olsun.
Rahatsızlığımın başından beri, MS hastasının neler yapabileceği konusunda tüm hastalarına destek olduğu gibi benden de desteğini esirgemeyen, ülkemizin bu konudaki önde gelen hekimlerinden Sayın Rana KARABUDAK; yüzünüzü kara çıkartmamaya çalışacağım.
Gerek bu kitabımda, gerekse ilk kitabımın ikinci ve üçüncü baskılarında hiçbir menfaat beklemeksizin gecesini gündüzüne katarak basıma hazırlayıp, daha sonra da dağıtım firmasına ulaşasıya kadar da işin peşini bırakmayan M. Levent TAMER`e de iki çift laf etmeden geçemeyeceğim; O akşam yaptığın balık pişmemişti…
Ve daha isimlerini yazmaya kalktığımda bir kitap daha oluşturabileceğim başta ana yarılarım; Nazan Topçuoğlu, Rezzan Baran, Ferzan Aydın teyzelerim ve çocukluk arkadaşlarım Hüseyin Efeoğlu, Orbay Önder, Tevfik Özer olmak üzere tüm arkadaşlarım, okurlarım; ilginize ve verdiğiniz desteğe sonsuz;

TEŞEKKÜRLER

Hakan ALGAN

www.hakanalgan.com.tr

facebook.com/alganhakan

Twitter : @alganhakann

Instagram: @alganhakann

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YARIM ELMA GÖNÜL ALMA

Bugün size çok sevdiğim bir komşumuzla aramızda geçen bir anımızı anlatacağım. Çoğunuzun bildiği gibi yaz aylarında Kütahya'nın kaplıca bölgelerinden birisi olan Yoncalıda kalıyorum. Çok tatlı komşularım var. Hele "Kötaaya şivesiynen gonuşuvesinle bi, nahanda onlaa dinleyiverisin aaşama gadaa" Doğal olarak ihtiyaçlar için zaman zaman Kütahya'ya gitmek gerekiyor. Yine ihtiyaçlarımızı almak için Kütahya'ya gitmek üzere evden çıktığım bir gün, hiç bir zaman benden dualarını esirgemeyen; Mürüvvet teyzem ve Hüsniye teyzem namaz saatleri dışında kalan zamanlarını değerlendirdikleri apartmanın kapısının önünde oturuyorlardı. Ayak üzeri biraz sohbet edip, hal hatır sorduktan sonra, arabaya doğru giderken, "Kütahya'dan istediğiniz bir şey var mı?" diye sordum. Hayatımda yediğim en lezzetli haşhaşlı gözlemenin ustası olan Hüsniye teyzem "a-ah olum. Sağ salim gidip gelive yeter" dedi. Mürüvvet teyzemse bana doğru burnunu kıvırarak; "sağol olum...

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...

MESLEK

Çocuklara büyüyünce ne olmak istediklerini sorduğumuzda ilk sıralardaki meslekler doktor, öğretmen, mühendis, polis, mimar, asker gibi mesleklerdir genelde. Bu mesleklere yönelmelerinin sebebi de çoğunlukla ebeveynleridir. Bazısı ısrarcı oldukları mesleğin daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanır, bazısı da olmak isteyip de olamadıkları mesleği çocuklarının yapmasını istediklerinden ısrar ederler. Bu ısrarın dozunu bazen o kadar kaçırırlar ki, çocuk dünyanın en önemli mesleğini, ebeveynlerinin kendisini yönlendirdiği bu meslek olarak görür. Hatta çocukluğundan beri hedeflediği bu mesleğe ulaştıktan sonra bile bu düşüncesini devam ettirip, diğer meslek sahiplerini hor görebilecek hale gelir. Herkes için kendi işi çok önemlidir ama sadece bu kadar. Çünkü bu dünyada hep beraber, ortak bir yaşam sürdüğümüzü unutmamalı, gözümüzün dönüp kendimizi diğerlerinden üstün görmemize neden olmasına izin vermemeliyiz. Yani meslek grubuyla değil, tamamen karakterle ilgili bir durum. Çocukluğundan...