...
Ne de güzeldi küçükken,
Acıdığında bit yerimiz,
yanıbaşımızdaydı ilk yardımımız.
Nasıl olduğunu bilmezdik ama
Dinerdi acımız.
Öpünce anamız.
Ne de güzeldi küçükken,
ihtiyaç duyunca paraya,
Dibimizde dururdu kasamız.
Nereden geldiğini sormazdık ama,
Cebimize koyardı harçlığımızı babamız.
Ne de güzeldi küçükken,
Acıktığında karnımız,
Yanımızdaydı ekmekle salçamız.
Ne de güzeldi küçükken,
Düşünmeden kartopu oynardık
Hasta olur muyuz diye,
Şimdi düşünür olduk
Ne yaparsak geri gelir
Hor kullandığımız o yıllar...
Hiç düşündünüz mü, yeryüzünde kaç canlı var? Milyon? Milyar? Trilyon? Katrilyon? Çeşit, çeşit. Bazısı tek hücreli, bazısı kafadan bacaklı, bazısı ise etçil, otçul diye uzayıp gidiyor. Çoğu da birbirini biliyor. Denizin bilmem kaç metre altında yaşayan bir balık; karşısına çıktığında kendisini kabartarak atarlanan diğer deniz canlısına bulaşmaması gerektiğini biliyor. Neticede atarlı abimizin bir duruşu var ve bu duruş kendisine bir saygınlık sağlamış denizler aleminde. Karada ise gerek avını ürkütmek için, gerekse de kendisini saldırıya karşı savunabilmek için omurgasını kullanarak şeklini değiştirenler çıkıyor karşımıza. Omurgasını kullanarak hem kendisini koruyabilir, hem avını görüntüsüyle ürküterek daha kolay avlayabilir, en önemlisi de karşısındakini korkutarak da olsa saygısını kazanır bu duruşuyla. Biz insanlar da omurgalılardanız. Bir kısmımız her ne kadar içgüdüsel kullanarak, sadece kavgalarda horozlanmak (!) için kullansak da, omurgalıyız işte. Halbuki omurgamızı fikirler...
💐💐💐💐💐💐💐
YanıtlaSilBiz büyüdük ve kirlendi dünya...
YanıtlaSil