Ana içeriğe atla

BEDEL


Düşünsenize; bedelsiz ne var hayatta?

Normal olarak aklınıza gelen ilk cevaplar; hava oluyor. Bütün dünya hava için bir yıldır bedel ödemiyor mu sizce? Milyonlarca kişi en büyük bedeli ödedi. Bir nefesi alamadığı için hayatıyla ödedi bunun bedelini.

Halbuki iki yıl öncesi böyle miydi? Değildi ve biz kıymetini bilemedik havanın. Öğrendik mi? Sanmıyorum. Bu kadar kıymetli ve bedava olduğunu düşündüğümüz havayı bu kış da bacalara baktığımda ne kadar hoyratça kirletebildiğimizi gördüm. Üstelik bizden hiçbir şey talep etmeden, bizim içim hayati önemi olan havayı temizleyen ağaçları da katlettik. Sanki dallarıyla, sağlı sollu yumruklarla bizleri dövüyormuşçasına. Sanki "sen misin bizi döven" dercesine acımadan vurduk baltayla.

Sonuçta kazanan kim, kaybeden kim? Kaybedesiye kadar hiçbir şeyin kıymetini bilemiyoruz. Haydi, bedava olan ve halen kaybetmediğimiz şeylerden faydalanalım. Bir tebessümle dilenecek günaydının karşımızdakinin gününe neler katacağını bilemeyiz ama muhatap olacağı kişilere huzur, saygı ve güzellikler vereceğine emin olabilirsiniz.

Ne kaybedersiniz ki? Nasıl olsa tebessüm için bedel ödemiyoruz.

Yorumlar

  1. Sadece insan yaşamı bedava.
    Hiçe sayılan, hor görülen,
    pisi pisine, bir hiç uğruna
    Denilen insan yaşamı.
    Başka yerde doğma olanağımız yoktu, o halde güzel ve garip yurdumuzu yaşanası hãle getirmeliyiz. Hiçbir sıkıntıyı jatnamalıyız yaşantımızda.
    Fakat nerede, gözünü açtın mı, elini uzattın mı hep sıkıntı.
    Artık küçük bir mutluluk bile çook uzak bize.
    Savaşmak zorundayız, çağdaş yaşam standardına gelinceye ve ÜZERİNE ÇIKINCAYA KADAR. SAYĞILAR.

    YanıtlaSil
  2. Bedava olan şeylerin kıymeti yokluklarında anlaşılıyor Hakan'cım. Temiz hava, temiz su insan yaşamı için olmazsa olmazlarımız ama onları hızla kirletenler de yine biziz. Ne çelişki ama..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARIŞIN-ESMER

  Nasıl çeşit çeşit yaratılmışız değil mi? Esmer var, sarışın var, siyahi var, çekik gözlü var. Bir çoğumuza aradaki farkı görebildiğimiz için olağan geliyor. Renkli gözler de yakışmış diye yorumlar bile yapıyoruz. Hatta marifetmiş gibi insanları da görebildiğimiz bu dış özelliklerine göre sınıflandırıyoruz. Haĺ böyle olunca görmediğimiz için anlamak istemediğimiz diğer farklılıklarımızı iyiki de anĺamak istemiyoruz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü en yakınlarımız bile bu farklılıklarımızı sarışın ya da esmer olmamız kadar doğal karşılayamıyor. Belki içinizde bu yazdıklarıma hak verecek ama kendisiyle yüzleşme cesareti olmadığı içın "boşveeeer" diyenler çıkacak. Bana sorarsanız boşverilmeyecek kadar önemliçünkü telâfisi güç zararlar açabilir. Hani bazen karşımızdakine deriz ya; "bundan bu kadar etkilenecek ne var" diye. Ya da "sende bu kadar hassas olmayıver", diyoruz. Nedense bunların da sarışın ya da esmer olmak gibi yaradılış özelliği olduğunu ve deği...

MESLEK

Çocuklara büyüyünce ne olmak istediklerini sorduğumuzda ilk sıralardaki meslekler doktor, öğretmen, mühendis, polis, mimar, asker gibi mesleklerdir genelde. Bu mesleklere yönelmelerinin sebebi de çoğunlukla ebeveynleridir. Bazısı ısrarcı oldukları mesleğin daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanır, bazısı da olmak isteyip de olamadıkları mesleği çocuklarının yapmasını istediklerinden ısrar ederler. Bu ısrarın dozunu bazen o kadar kaçırırlar ki, çocuk dünyanın en önemli mesleğini, ebeveynlerinin kendisini yönlendirdiği bu meslek olarak görür. Hatta çocukluğundan beri hedeflediği bu mesleğe ulaştıktan sonra bile bu düşüncesini devam ettirip, diğer meslek sahiplerini hor görebilecek hale gelir. Herkes için kendi işi çok önemlidir ama sadece bu kadar. Çünkü bu dünyada hep beraber, ortak bir yaşam sürdüğümüzü unutmamalı, gözümüzün dönüp kendimizi diğerlerinden üstün görmemize neden olmasına izin vermemeliyiz. Yani meslek grubuyla değil, tamamen karakterle ilgili bir durum. Çocukluğundan...

ÇÜRÜK BASAMAK

Düşünsenize, şu anda harika manzarası olan, ahşap, dublex bir evin verandasındasınız. Kahvenizi yudumlarken seyrettiğiniz manzara artık yeterli gelmemeye başlıyor ve üst kattan manzaranın daha güzel olduğunu ve oraya çıkmanız gerektiğini düşünüp, merdivenlere yöneliyorsunuz. Elinize aldığınız kahve fincanınızla ahşap merdivenleri çıkmaya başlıyorsunuz. Tam merdivenin ortalarına geldiğinizde, ahşapı artık çürümüş olan basamağa adımınızı attığınızda basamak kırılıyor. Kahvenizin döküldüğü yetmiyormuş gibi, ayağınız da inciniyor. Biraz toparlandıktan sonra basamakları çıkmaya devam ediyorsunuz. Hedefiniz üst kata çıkmak. Sonra basamakları çıkarken daha dikkatli olduğunuzu fark ediyorsunuz. Adımlarınızı daha temkinli atıyorsunuz. Çünkü ilk kazada hem ayağınızı incittiniz hem de kahvenizi kaybettiniz. Aynı sorunları tekrar yaşamak istemiyor, yine de yolunuzdan dönmeyip, üst kata ulaşıp, daha güzel gözüken manzarayı seyrediyorsunuz. Aynı hayatımızda, basamakları çıkarken karşımıza gelen ç...